Mutluyum

Evinize misafir geldikten sonra evi temizlemk için saatlerce uğraştınız mı??? O zaman mutlu olmanız gerek sizi seven arkadaşlarınız var .

Gölgeniz sizi izliyorsa, güneş ışığı görüyorsunuz.

yığılmış yıkanıp ütülenecek çamaşırınız mı var??? Ne mutlu size  giyebileceğiniz bir çok kıyafetiniz var.

Pantolonun veye eteklerinin beli mi sıkıyor??? Demekki aç kalmıyorsunuz.

Faturalarını mı ödüyorsunuz  ne mutlu size işiniz var çalışıyorsunuz.

Camları silip ,çatıyımı onarmanız gerekiyor ??? Mutlu olmanız lazım içinde yaşayabileçeğiniz eviniz var.

Hükümet hakkında eleştirimi yapıyorsunuz?? Konuşma özgürlüğüne sahipsin ve uyumuyorsun mutlu ol.

Akşamları yorgun  bir şekilde gelip  uzanıyorsan bugün üretici ve faydalı biri olmuşsunuz.

Sabahın erken saatinde çalar saatiniz çalıp uyandını mı?? mutlu olun yaşıyorsunuz demektir.

Bütün bunların farkına  varabiliyorsan Mutluyum  Demektir.

Video Galeri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Başarının Sırrı

BAŞARININ SIRRI …

İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu.

Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulac…ağını düşünmeye başladı.

Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu.

-Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden birşey olduğu belli…Benimle paylaşmak ister misin? diye sordu yaşlı adam.

İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da

-Sana yardım edebilirim dedi.

Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi:

-Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al’ dedi.

Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.

İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500.000 dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller’ e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına.

‘Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim’ diye düşündü.

John Rockefeller’ e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu.

Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri

doğurdu.

Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti. Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi.

Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı.

Hemşire :

- Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir dedi. Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor diye ekledi.

Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.

İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı.Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı. Birden, hayatının akışını değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.

Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı. Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Epilepsi

EPİLEPSİ

 

GATA NÖROLOJİ ANABİLİM DALI
EPİLEPSİ MERKEZİ
Hazırlayan
Prof. Dr. Zeki GÖKÇİL

 

 

 

 

 

 

EPİLEPSİ NEDİR?                                  Prof. Dr. Zeki GÖKÇİL

         Epileptik nöbet, beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Epilepsi, halk arasında “Sar’a hastalığı” olarak bilinir.

Basitleştirilmiş şekliyle epilepsi nöbeti kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğuna bağlıdır. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır. Epilepsi hastalığının toplumdaki yıllık eklenen hasta oranı 45/100000 civarındadır, yani 70 milyon nüfuslu ülkemizde yıllık 30 bin kişinin epilepsili hasta grubuna eklendiği söylenebilir. Ayrıca yaklaşık 20 kişiden birinde yaşam boyunca bir kez nöbet görülebilir ve bu kişilerde daha sonra nöbet tekrarlamayabilir.

Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.

Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.

Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.

Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Epileptik kişi nöbetleri iyi kontrol edildiğinde, iyi yaşayabilir, eğlenebilir, çalışabilir ve toplumun aktif bireyi olabilir.

Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epilepsili kadınlara planlı gebelik önerilir, bu nedenle gebe kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.

 

 

NÖBET TİPLERİ

Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, parsiyel, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma[basit parsiyel] veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize[kompleks parsiyel]) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.

Kompleks parsiyel nöbetler ile basit parsiyel nöbetlerin farkı, basit parsiyel nöbetlerde bilincin tümüyle açık olmasıdır. Sık rastlanan belirtiler; ani korku, daha önce olmuş bir olayı olmamış gibi veya olmamış bir olayı olmuş gibi hissetme (deja-vu, jamais-vu), daha önce tanımadıklarını tanırmış gibi, tanıdıklarını tanımazmış gibi hissetme, hoş olmayan kokular ve tadlar, mideden yukarı doğru yükselen tarifi güç, hoş olmayan bir his (aura), başın çevrilmesi, kolun yukarı kalkması, kol ve bacaklarda sıçrayıcı, kasılıp gevşeme şeklinde hareketler olabilir.

Ayrıca kısa süreli (5-20 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri (absans) ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.

 

EPİLEPSİ TANISI NASIL KONULUR?

Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. O nedenle birisi nöbet geçirdiğinde nöbet hakkında notlar almak hatta video çekmek çok yarar sağlar. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk laboratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir.

Normal EEG epilepsi olmadığını göstermez ve anormal EEG de her zaman epilepsi demek değildir. EEG tetkiki kısa süreli, dinamik bir tetkik olduğundan çekim sırasında herhangi bir anormallik ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle; tanıya yardımcı olmak amacı ile tekrarlayan ya da uykusuzluk/uyku EEG çekimleri yapılabilir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkik EEG’dir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.

Elektroensefalografi (EEG) elektrod yerleşimi

 

 

EPİLEPSİ TEDAVİSİ

 

Epilepsi ilaçla yada cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif ve başarılı bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.

Eğer tedavi ile nöbetler bir kaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolunda ilaçların azaltılıp kesilmesi denenebilir. Ancak ilaç kesiminden sonra nöber tipine göre değişmekle birlikte hastaların dörtte birinde nöbetlerin tekrarlama riski olduğu bilinmelidir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.

 

EPİLEPSİ’DE CERRAHİ TEDAVİ

Epilepsi cerrahisi, nöbetleri (bayılmaları) ilaçlar ile kontrol altına alınamayan hastalarda uygulanabilecek olan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi yönteminin uygulanmaya başlanması yüz yıl öncesine kadar dayanmaktadır, fakat epilepsi cerrahisinin güncel bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaya başlanması 1980 ve 90′lardan sonra artış göstermiştir.

İlaç tedavisine dirençli bu hasta grubunun bir kısmında cerrahi tedavi uygulanabilir.   Genel olarak ilaca dirençli olan hastaların %50′sine epilepsi cerrahisi uygulanabilir. Cerrahi tedavi ile nöbetler ya tamamen ortadan kalkmakta ya da nöbetlerin sıklık ve şiddetinde önemli derecede azalma sağlanmaktadır. Cerrahi tedavi uygulanacak hastalar devam eden nöbetleri ile birlikte kullandıkları yüksek dozdaki ilaçların kabul edilemeyen yan etkileri yüzünden “düşük yaşam kalitesi” olan hastalardır. Bu durumlardaki hastalara cerrahi tedavi şansı tanınabilir ve cerrahi öncesi incelemelere alınabilir.

Cerrahi tedavi için nöroloji uzmanına başvuran veya sevk edilen hastalar mutlaka ameliyat olacak demek değildir. Hastaların önce haftalar süren bir takım cerrahi öncesi incelemelerden geçmesi ve uygulanacak cerrahi yöntemin tartışılması gerekir. Bundan sonra hastanın iyi bir aday olup olmadığı ve başka tedavi planlarının yapılmasına karar verilebilir.

Cerrahi tedaviye karar vermeden önce hastanın nöbetlerinin tıbbi tedaviye dirençli olduğunun gösterilmesi gerekir. Bu nedenle, en az 2-3 uygun antiepileptik ilacın tek tek ve beraber yeterli dozda ve sürede kullanılması sağlanmalıdır. Bu ilaçların nöbetleri kontrol edinceye kadar veya kabul edilemeyen doza bağlı yan etkiler gelişinceye kadar tedrici olarak artırılması gerekir. Nöbetlerinin nedeninin beyinde tümör, damarsal anormallik gibi yapısal bozukluğa bağlı olduğu hastalarda, cerrahi tedaviye daha erken karar verilebilir.

Başlıca üç tipte epilepsi cerrahisi yöntemi vardır. İlki ve tercih edileni epileptik odağın kendisinin çıkarılmasıdır. Diğeri ise nöbet yayılım yollarının kesilmesi yoluyla nöbetlerin yayılmasını, sıklık ve şiddetini azaltmaya yönelik olan cerrahi yöntemidir. Üçüncü yöntem ise, vagal sinir stimulasyonudur.

Nöbetlerin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik olan rezektiv cerrahi yöntemleri, parsiyel başlangıçlı nöbetleri olan yani nöbetleri belirli bir odaktan başlayan hastalara uygulanır. Epileptik odak beynin tek tarafında ve nispeten zararsız yerinde ise yani ameliyattan sonra hareket kabiliyeti, bellek, konuşma, görme gibi önemli bilişsel fonksiyonları bozulmayacaksa çok gecikmeden cerrahi yöntem belirlenmelidir. Bu karar ancak cerrahi öncesi incelemeler sonrası verilebilir. Cerrahi öncesinde nöroloji uzmanı, beyin cerrahisi uzmanı, radyoloji ve nöropsikoloji, psikiyatri uzmanlarından kurulu bir ekip tarafından uygulanan testler sonucu hastanın bu tip cerrahiye uygun olup olmadığına karar verilir. Ülkemizde bu ekibe ve teknik donanımlara sahip GATA ile birlikte ülkemizde birkaç merkezde daha epilepsi cerrahisi yapılmaktadır.

Cerrahi planlanan hastaların çoğunluğunda noninvaziv denilen Evre 1 incelemelerden sonra cerrahiye karar verilebilir. Bu incelemeler hastanın nöbet öyküsünü, fizik ve nörolojik muayenelerini, radyolojik görüntüleme incelemelerini, nöropsikolojik testlerini, psikiyatrik muayenesini ve uzun süreli video/EEG monitörizasyonunu içerir. Cerrahi öncesi Evre 1 incelemenin en önemli kısmını saçlı deriye elektrod yerleştirilerek yapılan uzun süreli video/EEG monitorizasyonu oluşturur. Hasta yatırılarak tipik nöbetlerinden en az 3 veya daha fazlası gözlenene kadar monitörizasyona kesintisiz devam edilir. Nöbet öncesi ve nöbet sırasında hastanın görüntüsü ve eş zamanlı EEG’si kaydedilir. Nöbetlerini görmek amacıyla hastanın ilaçları sıklıkla azaltılır veya gerekirse tamamen kesilir. Uyku ve uyanıklık sırasında nöbet öncesi ve nöbet sırasındaki EEG değişiklikleri defalarca incelenerek nöbet başlangıç odağı veya alanı araştırılır. Evre 1 incelemeleri sonucu tüm testler birbirleri ile uyumlu ise ve nöbet odağı olarak beynin tek bir yerinde ve alındığında cerrahi sonrasında hastada önemli bir bilişsel fonksiyon kaybına neden olmayacaksa cerrahiye karar verilir.

Az bir hasta grubunda Evre 1 incelemeleri nöbet odağını saptamada yeterli olmayabilir veya nöbet odağının lisan, motor, duyu gibi beynin önemli fonksiyon alanları ile ilişkisini saptamak gerekiyorsa “invaziv incelemeler” denilen daha ileri incelemelere geçilir. İleri incelemeler yanlızca Evre 1 incelemeleri sonucunda nöbetlerinin halen tek odaktan kaynaklandığı düşünülen hastalarda uygulanır.
Rezektiv cerrahinin başarısı hasta seçimine, epilepsi tipine, epilepsi odağının yerine ve cerrahi öncesi yapılan araştırmalara bağlıdır. Hasta operasyondan sonra da 1-2 yıl ilaç kullanır. Artık nöbet gelmiyorsa ilaçlar yavaş yavaş azaltılır ve kesilir.

Son yıllarda geliştirilen ve halk arasında “pil” tedavisi olarak bilinen “vagal sinir stimulasyonu” da bir cerrahi yöntemdir. Boynun sol tarafında vagus denilen bir sinirin devamlı ya da gerektiğinde uyarılması şeklinde bir yöntemdir. Küçük bir operasyonla boyundaki sinire iki kablo ve sol göğüsün üst bölgesine uyarıcı cihaz yerleştirilir. Hasta nöbet olacağını hissettiği zaman özel bir mıknatısı uyarıcı cihaz üzerine yaklaştırarak uyarımı başlatır ve nöbeti önleyebilir. Uygulanması kolay ama pahalı bir yöntemdir. Vagal sinir stimulasyonu, nöbet sıklık ve şiddetini azaltmak için kullanılır.

”2000 yılından beri çocuk ve yetişkin hastalarda Epilepsi cerrahisi yapılan GATA’ da cerrahi tedavi adayı yaklaşık 250 hasta Epilepsi Cerrahisi Gurubu tarafından incelenmeye alınmıştır. Bu değerlendirmeler sonrasında GATA’ da 132 hasta ameliyata alınmıştır. 105 hastaya cerrahi, 27 hastaya VNS tedavisi uygulanmıştır. Hastaların (VNS dışındaki) yaklaşık %90′ı ameliyattan fayda görmüştür.”

 

 

 

 

 

 

EPİLEPSİ HAKKINDA BİLİNMESİ/DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

 

1. Epilepsi kısa süreli nöbetler şeklinde tekrarlayan, beyinden kaynaklanan bir hastalıktır. Nöbetler ilaçla durdurulabilir.

2. Epileptik bir hastayı aşırı kollamaya, sosyal yaşamdan geri bırakmaya, takip etmeye ve gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur.

3. Epilepsi hastalığı olan kişi aşırı uykusuz kalmamalı, günde en az 7-8 saat uyumalıdır.

4. Çay, kahve ve kola gibi uyarıcı  içecekler ılımlı tüketilmelidir.

5. Uzun süreli ve yakından televizyon (en az 3m olmalıdır) seyredilmemeli ve fazla bilgisayar kullanılmamalıdır. Bu dönemlerde oda ışığı açık olmalıdır.

6. Epileptik hasta, aşırı efor sarfetmemeli ve bunu gerektiren sportif faaliyetlerden kaçınılmalıdır.

7. Alkollü içecekler, nöbet oluşumuna yol açabileceği ve epilepsi ilaçların etkilerini değiştirebileceği için kesinlikle kullanılmamalıdır.

8. Aç kalınmamalıdır.

9. Yüksek yerlerin (balkon, çatı, vs) kenarında bulunulmamalı ve nöbet geçirdiğinde riske girebileceği yerlerden uzakta durulmalıdır.

11. Nöbetler kontrol altına alınıncaya kadar motorlu taşıt kullanılmamalıdır.

12. Epilepsili hasta elinden geldiğince üzülmemeli, olur olmaz şeyleri dert etmemelidir.

13. Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epileptik kişi evlenecek ise eşi hastalığını bilmelidir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir.

14. Alınan ilaçların hastalığı tamamen geçirmeyebileceği bilinmelidir. Ama ilaçlar nöbet gelmemesini yada sayısının azalmasını sağlayacaktır.

15. İlaçlar, düzenli ve mutlaka önerildiği şekilde kullanılmalıdır.

16. Nöbet geçirilme sayısı ile gün ve saatleri kaydedilmelidir.

17. Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmelidir.

18. Hastalar, yanında iyi yüzme bilen birisi olmak şartıyla denize girebilir, fakat uzun süre denizde ve güneş altında kalmamalı, aşırı yorulmamalıdır.

19. Epilepsi kısmen de olsa hayatınızı etkileyebilir, ama normal, aktif bir hayat sürmenizi engellemez. Bazı meslekler dışında yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.

20. Anne-Babalar, çocuğunun kendini hasta olarak görmesine ya da epilepsiyi bir özürmüş gibi kullanmasına izin vermemelidir.

21. Epilepsi çalışmanıza ve işinizde başarılı olmanıza engel olacak bir hastalık değildir. Unutmayınız ki; dünyada bir çok ünlü ve başarılı insan da epilepsi hastalığına sahiptir.

 

EPİLEPTİK NÖBET GEÇİREN BİR HASTAYA

NE YAPILMALI? NE YAPILMAMALI?

 

YAPILMASI GEREKENLER

Sakin olun, hastanın baş ve vücudunu yana çevirin.

Nöbet sırasında yaralanmasını önleyin (Başını yere vurmasını, yataktan düşmesini önleyin. Çevresindeki kesici ve yaralayıcı cisimleri uzaklaştırın).

Yakasını ve varsa sıkı giysilerini gevşetin.

Eğer bilinçsiz hareketler yapıyorsa, sert olmayan hareketlerle engelleyin.

Nöbet anında neler yaptığını iyice gözleyin ve bunları doktorunuza anlatın.

Nöbetinin bitmesini bekleyin ve hasta kendine gelene kadar yanından ayrılmayın.

Mümkünse doktoruna bilgi verin.

 

YAPILMAMASI GEREKENLER

Panik yapmayın.

Hastayı telaşlandırmayın.

Dilin ısırılmasını önemsemeyin.

Zor kullanarak engel olmayın, yatıştırıcı davranışlar içinde olun.

Yapay solunum ve kalp masajı uygulamayın.

Ağzını açmak için uğraşmayın, nöbet sırasında ilaç vermeye çalışmayın, kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın! Soğan, sarımsak, kolonya vb. şeyler koklatmayın!

Uyarıcı olduğu düşünülerek yapılan soğuk su dökme, tokat atma, ağrı verme gibi hareketler yapmayın.                                                   Prof. Dr. Zeki GÖKÇİL

 

 

Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kıssadan Hisse

Öğretmen çocuklara Dünya’nın Yedi Harikası’nı yazmalarını ister. Gelen cevaplar;
1) Artemis Tapınağı
2) İskenderiye Feneri
3) Helyos Heykeli
4) Babil’in Asma Bahçeleri
5) Mausoleum
6) Zeus Heykeli
7) Piramitler

Kız öğrencilerden birisi kâğıdını vermekte tereddüt eder. Öğretmenine; “Bence Dünya’nın 7 harikası bunlar değil” der. Öğrenciler kıza gülerler.
Öğretmen son derece anlayışlı bir şekilde;
“Peki, söyle bakalım senin listende neler var?”
Kız öğrenci önce duraksar sonra okumaya başlar.
“Bence Dünya’nın yedi harikası;
1) Görmek
2) Duymak
3) Dokunmak
4) Tatmak
5) Hissetmek
6) Gülmek
7) Ve Sevmek”

Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu.
Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar da mükemmeldirler.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bal ve Arılar

Bozulmayan tek gıda maddesi baldır.

 

Arılar kusursuz vücut tasarımları sayesinde, diğer böceklerin ulaşamayacağı kadar derinlerde bulunan nektarları dahi çiçeklerden kolaylıkla toplar. Allah, arıları görevlerine uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır.Bal arıları besin toplamaya başladıktan ve yetişkin bir arı olduktan sonra her işi yapabilir. Bunun için sadece arıların 3 haftalık olması yeterlidir.

Bal, arılar tarafından çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından alınarak yutulan nektarın arıların bal midesi denilen organlarında kimyasal değişime uğramasıyla oluşan ve kovandaki petek hücrelerine yerleştirilen çok faydalı bir besindir. Nektar bala çevrilirken arılar sağladıkları invertaz enzimi sayesinde sakkarozu inversiyona uğratarak früktoz ve glikoz şeklinde basit şekerlere dönüştürür ve fermantasyonun meydana gelmesini önleyecek miktarda suyunu uçururlar. Kovandaki hücrelere yerleştirilen ve üzeri mumdan bir kapakla örtülen bal arıcılarca sağlanan özel havalandırma sistemi sayesinde bildiğimiz tat ve kıvama gelir. Balın rengi, şeker dengesi ve tadındaki farklılık tamamen toplanan nektarlardan kaynaklanmaktadır. Balın kokusu, çiçeklerdeki aromalı volatin yağı verir ki bu aynı zamanda çiçeklerin kokularını sağlayan yağdır. Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin ½ kg ham nektarı toplamak için 900 arının bir gün boyunca çalışması gerekir. Toplanan bu nektarın ise ancak bir kısmı bala çevrilebilir. Çiçeklerdeki nektardan elde edilen balın miktarı tamamen getirilen nektarın şeker konsantresine bağlıdır.

Balın İçeriği Balın ilk akla gelen özelliği tatlı olmasıdır. Bunun sebebi balın içindeki üç şekerdir. Üzüm şekeri (% 34), Sakroz (% 2) ve levulose (Meyve şekeri % 40 ) bundan başka balın % 17’si su geri kalan % 7’lik bölümü ise demir, sodyum, sülfür, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum, gümüş, albumin, dekstril, nitrojen, protein ve asitlerden oluşur. Balın kalitesini ise bu % 7’lik karışım belirler. Ayrıca bal içerisinde on beş şeker tespit edilmiş olup bunlardan bazıları şunlardır. Früktoz, glikoz, sakkaroz, maltoz, izamaltoz, erloz, kestoz, melezitz ve rafinoz. Genel olarak früktoz şekeri diğerlerinden farklıdır. Balı bildiğimiz şekerden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışırken bal sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Dolayısıyla bal insan vücudunun en yüksek derecede ve en hızlı biçimde faydalanacağı şekilde tasarlanmış bir gıdadır. Ilık su ile karıştırılan balın birkaç dakika içinde vücuda enerji verdiği tespit edilmiştir. Balın içinde minerallerin, şekerlerin ve birçok vitaminin yanı sıra az miktarda bir takım hormonlar, çinko, bakır ve iyot da vardır

Balın Fiziksel Özelliği Bal higroskopik bir madde olup havadan nem alma özelliğine sahiptir. Viskozite; akıcılığa karşı koyma özelliğini ifade eder. Buna balın bünyesi de denir. Balın özgül ağırlığı içerisindeki su miktarı ve sıcaklığa göre değişmektedir Sıcaklık önemli rol oynadığından bu işlemde 20°C dir. Bal renksiz durumdan koyu kırmızıya kadar değişebilir. Bal en az 3000 seneden beri birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılmıştır. Yakın zamanda yapılan bilimsel araştırmalar balın mucizevi etkilerini göz önüne seriyor. Balın antiseptik/antimikrobiyal, osmotik, hidrojen peroksit ve asiditesine bağlı çok çeşitli iyileştirici etkileri olduğu saptanmıştır. Bal temel olarak yoğunlaşmış bir karışımıdır. Bu karışımda su etkisi az olduğu için yani su moleküllerinin çoğunluğu mikroorganizmaların hayatta kalmasını sağlayacak nemden ve sudan yoksundur. Böylelikle balda hiçbir mikroorganizma canlı kalamaz. Bunun içindir ki bal asırlardır yanık, yara ve deri ülserlerini iyileştirmek için kullanılmıştır. Balın yüksek şeker oranı, etrafındaki bakterilerin suyunu hipertonik alana çekip bakteri hücrelerinin büzüşmesini sağlar. Bir antiseptik olarak balın dirençli bakterilere karşı etkili olabileceğini savunan araştırmalar mevcuttur. Bal içindeki hidrojen peroksit, tıbbi olarak kullanılan hidrojen peroksite üstündür. Balın içindeki hidrojen peroksit faal hale sulandırma sonucunda gelir. Yani, bal yara üzerine sürüldüğünde hidrojen peroksit yavaşça vücut sıvıları tarafından sulandırılarak etkili hale geçer. Hem yavaş olarak etkinlik kazanması hem de tıbbi hidrojen peroksitten daha düşük bir yoğunlukta bulunması balın mikropları öldürüp vücudun hücrelerinin zarar görmemesini sağlar. Bal pHı 3.2 ve 4.5 arasında olduğu için enfeksiyondan sorumlu bakterilerin çoğalmasını önler. Bal içinde birçok doğal antioksidan olarak işlev gören madde barındırdığı için uzun dönem tüketimi sonucu kanseri önlediği bildirilmiştir. Ayrıca, içindeki demir vücuttaki zararlı oksijen radikallerini zararsız hale getirir. Araştırmalara göre bal aynı zamanda barsaklardaki bakteri florasını çoğaltabildiği için bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi kolesterolü düşürmekle beraber sindirimi kolaylaştırır ve kolon kanserini önlemede etkilidir.

Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:

1. Kovanın temizliği

2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı

3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi

4. Bal yapılması

5. Peteklerin inşası ve onarım işleri

6. Kovanın havalandırılması

7. Kovanın güvenliği

8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması

 

bal

Balda  B1, B2, B3, B4, B5, B6 ve C vitaminleri vardır. Kalsiyum fosfor, potasyum, kükürt, sodyum klorür ve magnezyum gibi minareller içerir. Ayrıca bakır, iyot, demir, manganez ve çinko bol miktarda balda bulunur.

Balın yüzde 70 lik kısmı doğrudan kana karışmaktadır. Bunun yanında balın içinde, her türlü mikrobun üremesini engelleyen bir çok madde vardır. Bunun sayesinde bal, uzun yıllar boyunca bozulmadan kalır.

Bal vücudun erken yıpranmasını engelleyen bir besindir. Bal sinir bozukluğu nedeniyle uyuyamayan insanların sinirleri teskin eder. Mide ülserine de balın faydası vardır. Bal damarları genişletip, yüksek tansiyonu, düşürür. Kalbi kuvvetlendirir ve çarpıntıları giderir.

Bal, kalbin her tarafının bol kanla beslenmesini sağlar, Bal karaciğerin en iyi dostlarından birisidir. Bal karaciğerin kendi kendini tamir etmesine imkan tanır.

Bronşit, gastrit, romatizma, mide ve on iki parmak bağırsağı ülseri, kansızlık gibi bir çok hastalıklara şifadır. Balın içerisinde, hangi çiçeğin poleni ve miktarı fazla ise, bal o bitkinin karakterize özelliklerini gösterir.

 

 

 Akne: İki çorba kaşığı balı iki çorba kaşığı süt ve yeni sıkılmış bir limonun suyu ile karıştırın ve bu karışımı akşamları cildinize sürün. Ertesi sabah yüzünüzü ılık su ile yıkayın.
   

    Diyare: Yarım litre suya iki tatlı kaşığı dövülmüş anason tohumu ve kimyon katıp kaynatın, on dakika dinlendirin. Karışıma üç çorba kaşığı bal katın ve günde üç kere için.

   Soğukalgınlığı: Büyük bir kasenin içinde tam yağlı ılık süte üç tatlı kaşığı bal katıp bundan günde en az üç fincan için.

   Bahar nezlesi: Bahar nezlesi mevsimi başlamadan günde birçok defa bir parça petek bal çiğneyin.
 

   Böcek sokması: Bir çorba kaşığı bala beş damla karanfil yağı katın ve böcek sokan yere hergün birçok defa sürün.
  

   Romatizma: Yatmadan önce yarım litre ılık suya üç çorba kaşığı bal katın. Keten bir bezi bunda ıslatın ve ağrıyan ekleme sarın, üstünü kuru bir havluya sarın ve gece bu şekilde yatın.

   Kabızlık: Her gece yatmadan önce bir çorba kaşığı bal yiyin.

   Yaralar: Ufak yaralarda örneğin parmağınızı kestiğinizde buraya ince bir tabaka bal sürün, sargı beziyle sarın ve iki saat sonra bezi alıp suyla burayı yıkayın. Bunu günde iki, üç kere tekrarlayın.

   Dişeti iltihabı: Dişlerinizi fırçalamadan önce ağzınıza bir çorba kaşığı bal alın ve dilinizle bir dakika diş etinize sürerek masaj yapın.
   

   Karaciğer zayıflığı: Baldaki cholin karaciğerin fonksiyonunu kuvvetlendirir ve hücrelerinde toplanan yağın giderilmesi için harekete geçirir.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bunları Biliyormuydunuz..??


• Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…

• Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

• Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…

• Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu

• Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…

• Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini

• Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…

• Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

• Bütün bunların, 1400 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu.

Yemek - Tarifleri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Çölyak Hastalığı

Çölyak Hastalığı ince bağırsağın, GLUTEN adlı proteine karşı ömür boyu süren ve kronikleşen alerjisi, hassasiyetidir. Buğday, Arpa, Çavdar ve Yulaf gibi tahıllar GLUTEN içerir.
Alınan gıda, ince bağırsakta bileşenlerine ayrıştırılıp bağırsak mukozası üzerinden kana karışır. Vücudumuzun yeterince gıda alabilmesi, ince bağırsakta çok sayıda bulunan ve VİLLUS çıkıntıları olarak adlandırılan kıvrımlar tarafından sağlanır. Çölyak Hastaları glutenli yiyecekler tükettiklerinde bağırsak mukozasında alerji nedeniyle villus çıkıntıları ve kıvrımları tahrip olarak azalır ve küçülürler. Böylece bağırsak yüzölçümü gittikçe azalır ve alınan gıdalar emilemez hale gelir. Sonuçta beslenme yetersizliği, arkasından da hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Önemli Bilgiler
Gluten içermesi ihtimali olan yiyeceklerin Glutensiz gıda maddeleri ile aynı yerde bulunmaması önemlidir. Glutenli gıdaların glutensiz gıdalara temas etmemesi için bu maddeleri hemen ayırın.
Yemek hazırlığı sırasında glutenli gıdalara değmiş, bulaşmış çatal kaşık süzgeç tabak v.s gereçler kesinlikle Çölyaklı kişilerin gıdalarına dokundurulmamalıdır.
Çölyaklı ama yaşıtları gibi sağlıklı bir çocuk. Okula gidiyor, yürüyor, koşuyor, yüzüyor… Fakat arkadaşlarından farklı bir yanı var. O ekmek, simit, çörek, poğaça, kek, hamburger, lahmacun, pide gibi GLUTEN içeren gıdaları yiyemiyor.
Yediğimiz her yiyecek yemek borusundan mideye, mideden ince bağırsağa, oradanda kalın bağırsağa gider. Midede hazmedildikten sonra ince bağırsakta gerekli olan bütün besin kaynakları kana karışır.
Gerekli olan besin kaynakları ince bağırsaktaki villus çıkıntıları sayesinde emilir. Bu villuslar olmadan vücut hiçbir besin maddesini ememez.
Gluten içeren gıdaları tüketirsek bu Villusler tahrip olur ve yediğimiz hiç bir besin kanımıza karışamaz, büyümemiz yavaşlar, tüm hastalıklara karşı güçsüzleşiriz.
Gıdalarımızın Glutensiz olması bizim için hayati önem taşıyor. Bu konuda yaşamımız boyunca dikkatli olmalı, gıda ambalajlarını iyi okumalı Glutensiz işareti ve “Gluten İçermez” yazısını aramalıyız.

Sağlık kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dilatasyon ve Küretaj

Önce rahim ağzının metal bujilerle dilatasyonu sonra gebeliğin mekanik olarak küret denilen metal cisimlerle parçalanarak çıkartılması işlemidir.Dilatasyon sonrası vakum yada karman kanülü de kullanılmaktadır.
. Higroskopik Dilatatörler: Rahmin ağzına yerleştirilerek yavaşca genleşip rahim ağzının açılmasını sağlayan bur aletler rahim ağzının mekanik dilatasyonunundan farklı olarak daha az travmaya yol açarlar.Laminaria denilen bu araçlar Laminaria L Ligitata denilen bitkinin kökleri kurutularak yapılır Sonra steril hale getirilerek rahim ağzının genişletmekte kullanılır.Ayrıca sentetik higroskopik dilatatörler yapılmıştır.Dilipan ve Lamicel etkili olarak kullanılmaktadır.
. Karman Kanülü ile aspirasyon. Karman kanülü denilen biraz büyükçe bir plastik enjektörü andıran bu alet negatif basınç ile gebelik mahsülünün emilmesini sağlar.Günümüzde genellikle karman kanülü yada vakum aspirasyon yöntemi ile küretaj yapılmaktadır. Bu sistemin uçları plastik olup kullanıldıktan sonra atılmalı ve tekrar kullanılmaması şiddetle önerilmektedir.Zaman zaman içinde renkli bir bir sıvının bulunduğu kavanozların içinden alınarak kullanılan kanüllerle kürtaj yapıldığında AİDS Hepatit gibi hastalıkların bulaşmasına neden olabilir.Mutlaka hekiminize karman kanülü ucu olarak kullanılan plastik kanüllerin ilk defa sizin için kullanılıp kullanılmadığını sorunuz.
. Vakum Aspirasyonu : Elektrikli Vakum Ekstraktör denilen aletin ucuna takılan plastik kanüllerle yapılan kürtaj işlemidir.Karman Kanülü gibi negatif basınçla işlem görmektedir.Sadece ondan farkı elektrikli olmasıdır.Yapılan çalışmalarda vakum aspiasyonu ile yapılan gebelik sonlandırılmasında devam eden gebelik oranı % 0.24,içeride parça kalma oranı ise % 5.4 olarak hesaplanmıştır.
. Lapatomi : Bazı durumlarda eskiden rahim alınması ,rahmin açılması ile gebelik sonladırılması işlemi yapılmaktaydı. Son yıllarda bu gebelik sonlandırmak amacıyla laporotomi hemen hemen hiç yapılmamaktadır.
. Gebelik Sonlandırmanın Medikal Başlatılması, Tarih boyunca kadınlar düşük yaptırmak amacıyla bir çok mekanik yöntemi ve bazı ilaçları kullanmışlardır.
1-Oksitocin Uygulanması,Doğumlarda doğum ağrılarını artırmak amacıyla serum içinde verilen ve arka hipofiz bezinden elde edilmiş ve kelime anlamı hızlı doğum olan bu maddeyi yüksek dozda kullandığımızda erken düşüklerin yapılmasında kullanılmaktadır.Daha düşük dozlardaise doğum taravayını başlatnak amacıyla kullanılmaktadır.
2-İntraamniotik Hiperosmotik Solüsyon Verilmesi :Bu işlem sırasında % 30-40 oranında üre ve % 20 salin çözeltisi kullanılmaktadır.Bu maddelerin rahim ağzından bir kateter yolu ile rahim içine amnios zarının dış kısımına verilmesi işlemidir.Ölüm,septik şok kalp yetersizliği gibi ciddi komplikasyonları nedeniyle terk edilmiştir.
3-Prostaglandin : Son yıllarda medikal tedavi olarak ortaya atılan ve özellikle 3. gebelik ayından sonra gebeliği sonlandırmak amacıyla kullanılan prostaglandinler ve anologları ciddi ölçülerde kullanım alanı bulmuşlardır.Prostaglandinlerin kulanım şekilleri:
a-Rahim ağzına yakın vagina arka tarafına yerleştirmek
b-Rahim ağzı kanalına veya rahim içi alt tarafına bir kateter yardımıyla jel şeklinde kullanımı
c-Ağızdan alınması
d-Amniosentez yaparak bebeğin suyunun içine bırakılması
e-Kas içine yapılması
Prostaglandinler miad geçmesi vakalarında rahim ağzını olgunlaştırmak amacıyla ,doğum veya sezeryan sonrası oluşan kanamaların kontrolünde,geç düşüklerin yapılmasında kullanılmaktadır. vaginal yolla uygulamalarda enfeksiyonların oluşması,rahim yırtılmamalarının meydana gelebileceği unutulmamalı ve mutlaka hastane koşullarında bir jinekolog denetiminde kullanılmalıdır.
4-Antiprogesteron RU 486 ,Mifrepriston adıyla piyasada bulunan bu etken madde progesteron reseptörelrine bağlanarak gebeliğin sonlandırılmasında kullanılmaktadır.
5-Methotrexate : Erken gebeliklerin ve dış gebeliğin medikal tedavisnde kullanılmaktadır.
stenmeyen gebeliklerin sonlandırılması işlemi yıllarca kadınların korkulu rüyası haline gelmiştir.

Kürtaj genel kullanılan adı ile rahim içinden bir doku almak anlamına gelir. Genellikle rahim içindeki gebeliğin özel bir yöntemle sonlandırılması, amacıyla yapılmaktadır.

Kürtaj işlemi gebelik sonlandırma dışında da tanı amaçlı biopsi veya tedavi amaçlı olarak yapılan bir işlem olarak da uygulanmaktadır. Bu işlem tıp dilinde D&C (dilatasyon ve küretaj) olarak ifade edilir.

Halk arasında, kürtaj işlemi için , “gebelik sonlandırma” , “küretaj” , “çocuk aldırma” ve “bebek aldırma” tabirleri de kullanılmaktadır.Oysa ki,kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığında kürtaj denildiğinde bir çok tanımlamayı içine almaktadır.

Hamilelik - Bebek kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dilekçe

Küçük çocuk, birinci sınıfı bitirdiğinde okumayı sökmüş ve “dilekçe” denilen şeyin ne demek olduğunu öğrenmişti. Artık bütün isteklerini bir yazı ile dile getirecek, altına da imzasını attı mı, bu iş olup bitecekti.

Karne aldıkları gün, çantasını bir tarafa fırlatıp sokağa çıktı. Babasının kapıcılık yaptığı apartmanın önündeki boş alan, top sahası olarak seçilmişti. Ama o, kısa boylu ve çelimsiz olduğu için, maçlara alınmazdı. Bu durumda ister istemez misket oynar, ye da “en iyi arkadaşım” dediği bisikletiyle gezerdi.

Çocuk, babasının durumunu bildiği için, apartmanın sakinleri tarafından çöpe atılan hurda bir bisikletle idare ediyordu. Bisikletin her yeri dökülmüştü. Üzerinde “boya” diye bir şey kalmamış, bütün metal kısımları paslanmıştı. Üstelik de pedalları yamulmuş ve seledeki yaylar tek tek fırladığından, poposunu acıtmaya başlamıştı.

Küçük çocuk, esasında bu duruma razıydı. Fakat bisiklet, geçen sene bile küçük gelmişti. Bu yıl biraz daha uzadığından, onu terk etmekten başka çaresi yoktu.

Bisikleti kucaklayıp kapı önündeki çöplerin arasına bıraktığında, küçük çocuğun aklına bir fikir geldi: Artık bisikletsiz kaldığına göre, bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirdi. Ama onu kime göndereceğini bilemiyordu. Üstelik de annesi, ne kadar fakir olursa olsunlar, başkalarına el açmayı çirkin bulurdu.

O halde?..

O halde, dilekçesini Allah’a gönderirdi. Zaten dedesi de, Allahın çok zengin ve cömert olduğunu, insanlara verdiği hediyelerle, zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını sık sık tekrarlıyordu.

Çocuk, büyük bir titizlikle yazdığı dilekçesini, karne parası ile aldığı bir uçan balonun ipine bağladıktan sonra, onu serbest bıraktı.

Dilekçede: “Allahım.. Bana bir bisiklet gönderir misin?”
yazıyordu. İmza yerinde ise, onu çağırırken kullandıkları isim vardı: “Ufaklık”

Küçük çocuk, balonun nereye gittiğini takip etmeye koyuldu. Biraz sert esen rüzgar, onu civardaki yüksek binalar arasında dolaştırıyor ve yükselmesini engelliyordu. Balon, onların arasında gidip geldikten sonra, dar bir sokağa girerek gözden kayboldu.

Çocuk, balonun gökyüzüne çıktığından emin değildi. Bu yüzden, köşedeki ihtiyardan bir balon daha alarak dilekçesini tekrarladı. Ve bulutlara doğru yükselen balonun ardından dua etti.

Küçük çocuk, yaptığı işi arkadaşlarına anlattığında, onların alaylı gülüşmeleriyle karşılaştı. Fakat, hiçbirine aldırmadı. Dilekçesi yerine ulaşırsa, bisikleti kesinlikle gelirdi.

Ufaklık, top oynayanları seyre koyulduğunda, bisiklet taşıyan bir adam gördü. Her yanından pırıltılar saçan bisiklet, kim bilir hangi zengin çocuğun karne hediyesiydi.

Bu arada, mac yapan çocuklar da oyunlarını kesmiş ve meraklı bakışlarını, kendilerini büyüleyen bisikletin üzerine çevirmişlerdi.

Kucağında bisiklet olan adam, onlara bir şey sorduktan sonra, ağır adımlarla çocuğun yanına geldi ve yanağını okşayıp:

- Merhaba arkadaş!.. dedi. “Ufaklık” denilen adam sen misin?

Küçük çocuk, ağzını açmasına rağmen bir ses çıkartamadı. Cebindeki misketleri sanki boğazına sıralanmış ve nefes almasını zorlaştırmıştı.

Sadece başını sallayabildi.

Adam kısık bir sesle:

- Dilekçen kabul edildi yavrum!.. Hediyeni inşallah beğenirsin.

Adam, bisikleti çocuğun kucağına bırakırken, onun küçük kalbinin yerinden fırlayacak kadar hızlı attığını fark etti. Ve kızarmış yanaklarına bir öpücük kondurup uzaklaştı.

Bisikleti getiren adam, çocukların şaşkın bakışları arasında yan sokağa kıvrıldı ve bir apartmana girip üst kattaki dairesine çıktı. Kapıyı açtığında, kendisini karşılayan küçük kız:

- Baba!.. diye bağırdı. Biliyor musun, bizim balkona uçan bir balon girmiş!.

Adam, onu kucaklayıp:

- Biliyorum yavrum!. diye okşamaya başladı. Sen uyurken girmişti. İpine de bir kağıt bağlamışlar.

Alıntı

 

Anne - Çocuk kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ağlamak

Vucudumuzun duygusal yada fiziksel durumuna göre;

zehirli olabilecek hormonlardan kurtulmak için ağlamak gerekir.

Ağlamak  duygusal yükümüzü içimizden atmamıza yardımcı olur.

Bu sayede vucudumuzda rahatlama ve gevşeme hissedilir.

sakinleşiriz.

Sevindiğimizde , üzüldüğümüzde, yas tuttuğumuzda  hislerimizin en iyi ilacı olmuştur.

Ağlamak istediğinizde duygularınızı bastırmayın.Ağlayın unutmayın ağlamak zayıflık göstergesi değildir.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sevgi , Güven , Umut

Her kadın der  ya  ” Çok umutlarım vardı, ne güzel şeyler hayal etmiştim evlenirken ”  diye

Eeee  ne oldu şimdi umutlar ???

Sevgi , umut , güven . Her kadın bu üç duyguyla evlenir.

Erkek karısının bu duygularını taze tutmasını bilmesi gerekir.

Evlilikte bu duygularda azalma varsa tehlike sinyalleri çalıyor demektir.

Erkek karısının  güven duygusuna zarar verirse kadın çabuk yaşlanır.

Sık sık hastalanır,enerjisi düşer. Sevgi duygusuna zarar verirse kocasına ilgisi azalır, onu istemez.

Kocasıyla aynı ortamda durmaktan rahatsız olur.Evlilik bitmiştir.

Karınızın sadece ev arkadaşı olmasını istemiyorsanız onun duygularını canlı tutun ve yaşatın.

 

 

Aşk - Cinsellik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Günün Sözü

Arza hacet yok halim sana ayandır
Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır
Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır
Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Günün Sözü

Bir erkekten kusursuz aşk beklemek, tavuğa çikolata yedirip kinder süpriz yumurtlamasını beklemek gibidir…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dünya bir ayna gibidir…Siz onu gülümseyerek karşılarsanız oda size gülümser.

Meşhur piyanist Arthur RUBİSNTEİN konserlerinden birinde küçük bir kızın hatıra defterini imzalamakta tereddüt ediyormuş.
Ellerinin çok yorulduğunu ileri sürerek, küçük kızı başından savmaya çalışmış.
Kız tereddüt etmeden şöyle demiş.’ Ellerinizin ne kadar yorgun olduğunu
biliyorum. Ama inanın benim ellerimde sizinkiler kadar yorgun.’
Arthur RUBİNSTEİN anlayamamış.
Nedenini sormuş küçük kıza.
‘Alkışlamaktan’ demiş küçük kız.
Karşınızdaki size değer veriyorsa eğer. Sizde ona değer vermekten hiç korkmayın. Ama onun için sizin değeriniz yoksa; ya da onun değer listesindeki yeriniz listenin sonlarına doğruysa KORKUN ONA DEĞER VERİRKEN.
Dünya bir ayna gibidir…Siz onu gülümseyerek karşılarsanız oda size gülümser. .

Video Galeri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

şiir

Bir eşi olmalı insanın,
Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur o’nun sesini.
Akşam onu görecek diye pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken.
Cennetten köşe almışçasına,
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı..
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın.

“Ben seni ölene dek seveceğim diyen değil
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim diyen..”

Can Yücel

kadın kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Cocuklarda Okul Korkusu

Okulun ilk günlerinde çocuklar genellikle ailelerinden ayrılacakları için biraz  korkarlar ve kaygı hissederler. Okulun ilk dönemlerinde ailelerin çocuklarına destek vermeleri, öğretmenle birlikte hareket ederek okula daha çabuk adapte olmalarına katkı sağlamaları gerekir.

Çocuklarıın yaşayacağı tedirginlikleri en aza indirmek aailelere  düşüyor.Ne kadar yapıcı ve olumlu yaklaşırsanız, çocuğunuz da o derece az etkilenecektir.

Ev ortamından ayrılarak farklı bir ortama giren minik  öğrencilerin  okula uyumları    her zaman olduğu gibi öğretmenlere düşmektedir. Her şeyden önce öğrencilerle  ilgili ortaya çıkabilecek sorunlar karşısında sabırlı olmaları ve çocuklara olan sevgileri , güvenleri kendilerine göstermeleri  gerekmektedir. Bu sorumluluğu özveriyle, sevgiyle, şefkatle en iyi şekilde yerine getireceklerdir.

Yeni bir okul, yeni bir öğretmen, yeni bir çevre, keşfedilecek yepyeni ufuklar, öğrenilecek yeni bilgiler demek.  Çocuklara yeni okulun bir zorunluluk değil bir tercih olduğunu söylemek, buna inanmalarıınıı sağlamak, onlara kolaylık sağlayacaktır.  Yeni bir ortam, durum sizi etkilememeli ki, çocuklarda etkilenmesin.

 

çocuğunuzun okul korkusunu yenmeye çalışırken ona sabırla yaklaşmalı ve onun duygularını anlamaya çalışarak yol gösterici olmalısınız. Bu durum uzun sürmeyecektir. Kısa süre içinde çocuğınız okula ve arkadaşlarına adapte olacaktır.

■Çocuk neşesiz, uykuya dalmakta güçlük çekiyorsa.
■Ödevlere karşı ilgisi azalmış ve sonunda bir gün okula gitmeyeceğini söylüyorsa,
■Neden olarak, öğretmenden korktuğunu ya da arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söylüyorsa,
■Çoğu zaman evde rahat olabilir ancak şiddetli vakalarda çocuklar evde de huzursuzdur. Bağlı ve bağımlı oldukları aile bireyini bir yere bırakmıyor ve peşinde dolaşıyorsa,
■Okul etkinliklerine karşı pasif içe kapanık veya korkulu davranıyorsa okulda daha çok ağlamaya kavga etmeye dikkat çekmeye başlamışsa,
■Öğretmenden sık sık izin isteyip dışarı çıkmak istiyorsa onunla,
■Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, kavga etmeye ve dikkat çekmeye çalışmaya başladıysa,
■Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe davranışları geliştiriyor ve evde kalmasına izin verilince bunlar birdenbire kayboluyorsa,
■Okula gitmediği için suçluluk duymuyorsa,
■Kendini aşağı gösteren durumlar, yalnızlaşma, hırçınlaşma var ise,
■Aşırı kendini eleştiren davranışlar,
■Tıbbı temeli olmayan bedensel şikayetler
■Karınlarının, başlarının ağrıdığını, hasta olduklarını söylerken bu yakınmalar evde kalmalarına izin verildiğinde sona eriyorsa,
■İştahsızlık ve uykusuzluk mide bulantısı gibi şikayetler var ise,
■Sık sık hasta olmadığı halde baş veya karın ağrısı bahane ederek şikayet ediyorsa

Bu tip çocukların ele alınmasında anne-baba ve öğretmenle işbirliği çok önemlidir. Çocuklar okula gitmek istemedikleri için cezalandırılmamalı, suçlanmamalı, okula gitmesinin gerekliliği konusunda tüm aile fertleri ve öğretmen tarafından net bir tavır sergilenmeli, çocuğu okula özendirici ve destekleyici olunmalıdır. Okulun önemi çocuğun anlayacağı bir dille açıklanmalıdır.

Okula gitmeden önce yapılan uzun vedalaşmalar çocuğun uzun süreli bir ayrılık kaygısını tetikleyeceğinden, kısa bir veda yeterlidir. Çocuğun sınıfa katılımı aşamalı olarak gerçekleştirilebilir, ancak çocuk mutlaka okula gelmelidir. Okul fobisi kendini gösterdiğinde ve ailenin çabaları sonuçsuz kaldığında, çocuk okula gitmeyi ciddi biçimde reddediyorsa, bir çocuk psikiyatrisine danışılmalıdır.

■Sabırlı, tutarlı ve kararlı bir tavır içinde olunuz. Sorunu görmezlikten gelmek ve bir sonraki yıla havale etmek; ancak çözümü zorlaştırır.
■Okul korkusuyla baş etmede yapılacak ilk iş çocuğun olabildiğince çabuk okula geri dönmesidir.
■Çocuğu okula gitme zorluğu nedeniyle cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. Çocuğun bunaltısı ile oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar gibi yanlış yorumlamaktan kaçının.
■Eğer çocuğunuzun sağlığı konusunda endişeli iseniz doktor kontrolü yararlı olacaktır. Aksi halde okula gönderin ve öğretmeni durumdan haberdar edin, çocuğunuz ciddi bir şekilde hastalanırsa sizi arayıp haber vermelerini isteyin.
■Okula gitme vakti dışında bir zamanda çocuğunuzla okul korkusu hakkında konuşun.
■Çocuğunuz okula geç kaldığında, servisi kaçırdığında, mutlaka onu okula göndermek için başka çözümler geliştirin ve en kısa zamanda okula gönderin. Bazen çocuğunuz kendiliğinden eve dönebilir, bu durumda da yapmanız gereken onu okula geri göndermektir.
■Çocuğunuzun akranları ile zaman geçirmesine yardımcı olun.
■Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir.
■Okula gitmediği için çocuk suçlanmamalıdır. Bu sıkıntılı durumun geçici olduğunu, bazı başka çocuklarda da görüldüğünü ve kolaylıkla iyileştiğini çocuğa anlatılmalı. Evde drama yaparak okuldaki ilişkiler canlandırılabilir. Anne kendi öğrencilik fotoğraflarını gösterebilir.
■Eğer sorun zor ise çocuğun bir iki saatliğine daha sonrada tam gün okula gitmesini sistematik bir yaklaşım kullanarak sağlayın.
■Okulda olduğu zamanlardaki ayrılığın geçici olduğunu anlatılmalıdır.
■Çocuk okula gideceği gün, aile üyelerinin sıradan bir günmüş gibi davranmaları, korkuyu çağrıştıracak ya da tetikleyecek davranımlardan uzak durmaları gerekmektedir.
■Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, gerekli açıklamaları yapıp, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.
■Çocuğa neden okula gitmesi gerektiği ve gitmezse neler kaçıracağı anlatılmalıdır.
■Ona gününüzün nasıl geçeceğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak her ikinizi de rahatlatabilir
■Çocuğun endişeleri, duyguları üzerinde konuşmak, hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlar.
■Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması korkuyu yenmesini kolaylaştırabilir…
■Çocuk okula başlamadan önce okul ve öğretmenler tanıtılmalı okul ve öğretmenlerle ilgili doğru olmayan abartılı şeyler anlatılmamalı .
■Okul alışverişlerine çocukla birlikte çıkmak ve satın alınan araç ve gereçlerle ilgili mülkiyet duygusu geliştirmesine yardımcı olmak okulu sevmesini sağlayabilir.
■Okulla ve öğretmeniyle yapıcı işbirlikçi bir diyaloğun kurulması çocuğun yanında öğretmeninin eleştirilmemesi gerekmektedir.


Anne - Çocuk kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Saç Ekimi

Saç dökülmesi vücut imajını bozan, stres yaratan ve sonuçta kişinin kendine güvenini azaltan bir rahatsızlıktır. Erkeklerde saç dökülmesi genellikle erkeklik hormonu ile bağlantılıdır ve genetik geçiş gösterebilir.

Sağlıklı bir bireyde günde 100 ila 150 tel saçın dökülmesinin normal kabul edilir. Bahar aylarında özellikle uzun saçlı kişilerde saç dökülmelerinin artar.Baharda saçlarınızı kısaltın . Mevsimsel dönüşlerde artan normal saç dökülmeleri uzun saçlı kişileri daha çok etkiler. Bu sebeple dökülme dönemlerinde saçların bir miktar kısaltılması faydalı olabilir. 
Çok sıcak suyla yıkamak da saçları dökebilir. Saçın kuru ya da yağlı olup olmamasına göre yıkamada kullanılan şampuanlar belirlenmelidir. 
Kuru saçlar çevresel faktörlerin etkisiyle daha fazla zarar görebilir. Bu yüzden saça nem kazandıracak ürünler kullanılmalıdır.Saçı besleyen hücrelerin besin ve oksijen ihtiyacını karşılayan kırmızı kan hücrelerinin sayısını artırmak saçınızın daha parlak, daha sağlıklı ve güzel olmasını sağlar. Bunun için de yeterli ve dengeli beslenmenin yanında folik asit, B6 ve B1 vitaminlerini, demir ile çinko içeren besinleri yeterli derecede tüketmelisiniz.  Balık yiyin, saçlarınız parlasın, güzelleşsin . Folik asit: Yapraklı yeşil sebzeler, bira mayası, karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, portakal suyu, ıspanak, yonca, yosun, maydanoz, enginar, nane, kurufasulye (baklagiller) ve tohumlu gıdalarda bulunur. 

B6: Buğday, bulgur, mercimek, havuç, tavuk, yumurta, balık, avokado, muz, esmer pirinç, tahıllarda bulunur. B12: Bamya, pancar, soya fasulyesi, börülce, ıspanak, taze fasulye, brokoli, enginar, karaciğer, süt, peynir, balık, karides, yumurta beyazında bulunur. Çinko: Et ürünlerinde, tereyağı, tahıl grubu besinlerde bulunur. Demir: Kırmızı et, sakatat, tahıllar, yumurta, kabak çekirdeği, kepek ve ıspanakta bulunur. Ancak demirin vücudumuzda kullanılabilir hale gelebilmesi için C vitamini ile birlikte tüketilmesi gereklidir. 

Erkeklerde ve kadınlarda ciddi estetik kaygılara ve özgüven problemlerinin yaşanmasına sebep olan saç dökülmesine karşı kişiler birçok alternatif yöntem deniyor. Losyon, ilaç ya da bitkisel bazlı ürünlerin dışında daha köklü bir çözüm arayanlar ise saç ekimi yöntemlerine başvuruyor.saç ekiminde hedeflenen saçsız alanları saçla kapatmak değil, olabildiğince doğal ve diğer insanlar tarafından normal saçlardan fark edilmeyen ekim yapmak olmalı. 

 

Saç Ekimi Nasıl Yapılıyor?
Saç ekimi lokal anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi bir operasyondur. Hasta işlem boyunca uyanıktır. Gazete dergi okuyabilir ; TV seyredebilir.

Saç ekimi birkaç aşamalı bir operasyondur. İlk aşamada nakledilecek saç kökleri temin edilir. Bunun farklı şekilleri vardır. Bu da farklı saç ekimi yöntemlerini oluşturmaktadır.

İkinci aşamada saç folikürlerinin yerleştirileceği kanallar saçların döküldüğü alanlara açılır.Son aşamada ise saç kökleri bu kanalların içine yerleştirilir

Saç Ekiminde Kaç Yöntem Vardır?
Saç ekiminde şu anda tüm dünyada popüler olan iki teknik mevcuttur. Birincisi; eskiden beri uygulanan minigreft / mikrogreft yönteminin geliştirilmiş şekli olan foliküler ünite transplantasyon tekniğidir. Enseden şerit çıkarıldıktan sonra bu bölge dikiş atılarak kapatılır. Şerit mikroskop altında ‘foliküler ünite’ adı verilen 1 ila 4 saç folikülü (kökü) içeren greftlere ayrılır. Saçlı deride özel aletlerle açılan kanallara foliküler üniteler yerleştirilir.

İkincisi; enseden şerit çıkarılmayan ve dikiş atılmayan foliküler ünite ekstraksiyon (FUE) tekniğidir. Başın arka kısmından veya uygun ise diğer kıl içeren bölgelerden ( omuz ,sırt,göğüs) kıl folikülleri, sadece bu operasyon için dizayn edilmiş bir alet ile çıkarılır. Birkaç gün içinde kıl foliküllerinin çıkarıldığı yerler iyileşirler. Kişi böylece ensesinde dikiş izi olmadan saç ekimi yaptırabilir.

Doğal Oluyor mu? Ekim olduğu Belli Oluyor mu?
Ekim tekniklerinin gelişmesiyle artık ekilen saçlar çok doğal görünmektedir. Foliküler ünite transplantasyonu ile, ekilen saçların yeterince doğal görünmediği saç ekiminin karanlık yılları artık geride kalmıştır.

Sürekli Bakım Gerektiriyor mu?
Ekimi takiben 2. gün yıkama başlar. 15 gün süreyle özel bir yıkama yapılır. Daha sonra kişi istediği yıkama şekline geçer. Saç ekimi sonrasında sürekli bakım gerekmez.

 



Güzellik - Estetik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Boyalar ve Saclar Arasındaki ilişki

 

saç telinin yapısını değiştirerek boyayan bazı kimyasal boyalar uzun dönemde saçınıza zarar verebilir. Amonyak saça kendini sabitlemez. İşlevini bitirdiğinde uçar.  Etanolamin gibi kullanılan bazı diğer alkalinlerde durum böyle değildir. Bunlar hiçbir koku vermezler ancak saç elyafına yapışıp kalırlar. Amonyak kokusunu sevmeyenler için, bu kokuyu örten parfümlerle üretilmiş krem biçiminde boyalar bulunmaktadır.

Direkt boyalar saçı değiştirmez. Doğrudan saç telinin dış yüzeyine sabitlenirler. Boya negatif, saç pozitif yüklü olduğundan birbirlerine mıknatıs gibi yapışarak saça sabitlenirler. Bu boyalar saçın renginin açılmasına veya beyaz saçların örtülmesine izin vermez ancak saçta yansımalar sağlar. Etkileri birkaç (genellikle 6-8) şampuanlamadan sonra hafifler. Oksidasyon bazlı boyalardan daha iyi tolere edilirler.

Kalıcı boyalar olarak bilinen oksidasyon bazlı boyalar saç teline nüfuz eder. Bunlar, saçın ve özellikle saça rengini veren melaninin yapısını değiştirir. Bu boyalar iki bileşik ile iş birliği halinde etkilerini gösterir: oksijenli su (oksidan) ve amonyak (alkalin). Amonyak, saç teline kimyasal boyanın girmesine izin verecek şekilde saçın kabuğunu açar. Kabuklar açıldıktan sonra amonyak uçar. Oksijenli su ise saç telinin içindeki doğal renk hücrelerini değiştirerek boyaların birleşip görünebilir olmasına izin verir. Bu boyalar beyaz saçların tamamen kapanmasına izin verdiği gibi, saç rengine yapılacak açma veya koyultma gibi kökten renk değişimleri için de uygundur. Dayanıklılıkları ise uzun sürelidir.

Ton sür ton olarak adlandırılan boyalar ise, yukarıda anlatılan direkt boyalar ve oksidasyon bazlı boyaların ortalarında bir yerde bulunur. Amonyak içermezler ama oksijenli su içerirler. Saç kabuğunun açılıp boyanın tutunması için amonyak yerine aynı işlevi gören farklı bir molekül kullanılmaktadır. Yani bu tür boyalarda da saç teli kabuğunun hemen altı boyayı tutar. Bu da ton sür ton boyamanın direkt boyalardan fazla ama oksidasyon bazlı boyalardan daha az dayanması anlamına gelir. Ton sür ton boyalar %50’ye varan oranlarda beyaz saçları örter ve yaklaşık 20  şampuanlama içinde de hafifler.

Doğal boyalar saç telinin içine nüfuz etmez, beyaz saçı tam olarak kapatamaz. Ancak saça bir ışıltı ve dolgunluk kazandırır. Dolayısıyla saça bakım yapmaları nedeniyle avantajlıdır. Eğer saçınızı boyamak değil de sadece kuvvetlendirmek istiyorsanız nötr kına uygulayın; boya maddelerinden arınmış kına saçınızı boyamaz. Kına en fazla tanınan doğal saç boyasıdır. Kınanın avantajı çivit, papatya gibi diğer doğal boyaların saç sağlığına verebileceği tehlikelerin hiçbirini bulundurmamasıdır.

Oksidasyon bazlı boyalara kıyasla direkt ve doğal boyalar daha az alerjiye neden olur. Alerji vakalarının çoğu doğrudan boya maddesiyle ilgilidir. Bu nedenle ev kullanıcılarına hararetle tavsiye edilen şey, tüm saça boya uygulamadan önce küçük bir bölgede boyayı denemeleridir. Kuaförler de benzer şekilde uygulama yapar.

Güzellik - Estetik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın